welcome to my blog !

Sierra Leone has seen serious and grotesque human rights violations since 1991 when the civil war erupted. According to Human Rights Watch, over 50,000 people have been killedover 50,000 people have been tesque human rights violations since 1991 when the civil war erupted. According to Human Rights Watch, over 50,000 people have been killedover 50,000 people have been killed to date, with over one million people having been displaced....

Huzur Huzur ve yine Huzur

Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin on 30-03-2009

Herkesin tam da televizyon başında seçimlere kilitlendiği anda, başka işlerden sıkılmış olmamdır sebep bilgisayarımı açmam ve maillerimi kontrol etmem.

Siyaseti bir bilim olarak kabul etmeyişim, televizyonda seçim programlarında huzur bulamama sebebimdir.

Ve bir mail… Kimden geldiğini bilmiyorum. Siteme neden ve nasıl girdiğini de. Ama yazdıklarını paylaşmamak ve üstüne birkaç kelime yazmamak haksızlık olurdu.

Huzur verici şeyler yazıma gelen yorumu değiştirmeden copy paste yapıyorum.. okurumun affına sığınarak

 

“Huzur….Genelde fakir hanelerde gezer, güneş doğmadan bölünen uykularda çok misafir olur. Dünyaya bulaştıkça kayıplara karışır. Son bir ihtimal psikolog odalarında aranır kendileri. Lakin bir kere kaybedince sizi parayla dinleyen biri tarafından hayatta bulunamamıştır. Sonra size bir kutu ilaç verirler ve işte bulduk bu o dur derler. Sonra içersiniz. Artık yürüyen bir abajursunuzdur. Yaşamak vitrininde fazla gösterişli fakat artık gülmeleriniz ağlamalarınızdan daha acıklıdır. Bu hikaye böyle hüzünlü bitiyor lakin huzur/una çıkmayınca huzurda bize gelmiyor….”

 

Huzurun harika bir tarifini okudunuz yukarıda.

Fakir hanelerde gezer… Çünkü onlar için mutluluk bayat ekmeklerden yapılan tatlının keyifle yenmesidir. Aynı kaptan, tüm aile bireyleri ile bir yer sofrasında, soğanı yumrukla kırarak yemektir, ağzım kokacak mı endişesi taşımadan… Paranın zor kazanıldığını bilerek, paranın değerini ve beş para etmezliğini onlar bilir çünkü. Gözü yüksekte değildir o alçak gönüllü insanların.. Huzur içlerindedir.

Güneş doğmadan bölünen uykular… Hangimiz gün doğmadan uyanıyoruz ki huzuru kabul edelim.. o misafir olmak için çabalıyor da biz kabul etmek için uykumuzdan vazgeçemiyoruz. Sonra da günlerin kısaldığını, günlerin değersizliği hakkında ahkam kesiyoruz. Saatlerce uyuyup uykumuzu alamıyoruz. Halbuki az uyursak daha dinç olacağımızı bilmiyoruz, bilsek de bilmezlikten geliyoruz çoğu zaman…

Psikolog odalarında aranır… Evet.. Sizin bulamadığınızı o bulup verecek size. Sizin kaybettiğiniz onda çünkü. Ya da siz öyle sanıyorsunuz. Sihirli değneği ile size dokunacak. Hapları yutup mutlu olacaksınız. Kulağa hoş ve basit geliyor.

Gülmeleriniz ağlamalarınızdan daha acıklıdır..

Huzuru kaçmış gülmeler yerine, huzurlu ağlamaları tercih ederim her zaman…

Geç kalmış bir sevgililer günü yazısı

Filed Under (Kategorilenmemiş) by admin on 20-02-2009

Tagged Under : , ,

14 şubat… Malum gün. Sevgililer Günü

Ama bu gün anneler günü gibi değil. Adı üstünde sevgililer günü. Kimi sevgilim yok diye depresyona girer yalnızlıktan, kimi sevgilisiyle mekanlara, gecelere akar. Tabi insanlar böyle ikiye ayrılmaz. Bir de ben ve benim gibiler vardır. Ki onlar bence daha şanslıdır.

  • Sevgilisine hediye almak için bu günü beklemeyen
  • Ona “seni seviyorum” demek için bir zaman biçmeyen, sabahın üçünde beşinde söyleyen, bunu söyleyince mutlu olan, mutlu eden…
  • Sevgilisinin elini tuttuğu her günü sevgililer günü sayan

İşte ben ve benim gibi nice insanlar böyle düşünüyor ve bir gün değil, her gün kutluyor bu malum günü. Şimdi diyeceksin ki sevgilin her gün yanında mı da her gün kutluyorsun bu günü..

Soru güzel ama cevap daha güzel. “Onu özlemeyi bile kendine hediye sayan” bir kişinin sevgilisi daima yanındadır… Bir an bile yalnız bırakmaz onu.

Saygı sevgi ve aşkın temel olduğu sonsuz ilişkiler diliyorum bu yazımı okuyanlara…

Hedeflerinizi alçaltın!

Filed Under (Hayatın İçinden) by admin on 30-10-2008

Tagged Under : , , , , , , ,

Hedeflerinizi yükseltin, beklentileriniz yüksek olsun gibi sloganları duymuşsunuzdur..
            Ama asıl mutluluk bana göre bunun tam tersini yapmakta. Şimdi demek istediğim şeyleri biraz açarak yazalım…
            Şu bir gerçek ki insan hayatta hedefsiz ve amaçsız yaşayamaz… Bunlar hem akıl, hem de ruh sağlığımızı korumamız için önemlidir. Bizler hayatta hedeflerimizi ne kadar yükseltirsek onlara ulaşmak ta bir o kadar zor olacaktır. Gittikçe zorlaşan yaşam koşulları da bu zorluğun derecesini arttıracaktır. Amacına ulaşamayan kişiler de mutsuz olacaklardır. Hedeflerini yüksek tuttuğu için, daha önceden burun kıvırdığı bazı şeylere şimdi muhtaç kalmış olabilir. Bunun en güzel örneği, öğrencilerin kabusu öss diğer adıyla öğrenci seçme sınavıdır. Lise bitiminde hedefi yüksekse öğrencinin, söz gelimi tıp istiyorsa, sınavı kötü geçtiği anda ruhsal çöküntü kaçınılmazdır. Ve daha önce hiç düşünmediği, örneğin kimya ya da fizik bölümüne gitmesi zorunlu olacak neredeyse. Ya da birkaç sene daha kaybetmeyi göze alarak aynı hedefine ulaşmaya çalışacak.
            Hedefleri yüksek tuttuğumuzda her şeyden önce zaman çok önemli olmamalı. Eğer inatla istiyorsanız o bölümü (öss için) sene kaybetmeyi göze almalısınız. Bunun eksi tarafı budur.      
            Öte yandan hedefler düşük tutulduğunda, en azından “ben kendimi biliyorum” mantığı ile hareket edildiğinde işler biraz daha kolay olur gibi geliyor bana…  Yine össden örneklerle devam edeyim. Hedefim işletme diyen bir kişi muhtemelen bunu siyasaldan daha kolay kazanacaktır.
            Bu yöntemin de eksileri yok değildir. Söz gelimi kişinin potansiyelini tam gösterememesine neden olabilir. O nedenle kişi kendini iyi bilmeli, hedeflerini de ona göre koymalıdır. En azından hayal kırıklığına uğramamak için hedeflerinizi alçaltın… Siz elinizden geleni yapın, zaten istediğiniz sizin olacak… Eğer daha ötesi gelirse bu da daha fazla bir mutluluk kaynağı olacaktır sizin için…

Aft acısına çare, bitkisel çözüm.

Filed Under (Sağlık) by admin on 26-10-2008

Tagged Under : , , , , , , , , , ,

Aft… Bu 3 harfli kelime kimilerinin canını oldukça yakmıştır. Sosyal hayatı bile etkileyen aftlar günümüzü hatta o haftamızı kabusa çeviren küçük ama ciddi rahatsızlıklardandır.
           
Aft ağız içerisinde sıklıkla yanak ve dudak mukozasında, dil üzerinde, yumuşak damakta, farenkste, diş eti üzerinde görülen solgun sarı-kırmızı hale ile çevrili oldukça ağrılı ülserleşmiş lezyonlardır. Toplumun %18-20 az ya da çok aft sorunu ile karşı karşıyadır. Bayanlarda daha sıklıkla rastlanır. Aft genellikle tek olarak seyretse de aynı anda birkaç bölgede birden görülebilmektedir.Aftın oluş nedenini belirlemek için çeşitli araştırma yapılmıştır. Ancak aftın oluşumunu hızlandırıcı ve seyrini kötüleştirici birçok faktör faktör saptanmasına karşın oluş nedeni tam olarak belirlenememiştir.
 
 
 
            Nedeni bilinmediği gibi çaresi de bilinmemektedir. Tüm medikal tedaviler acıyı dindirmekte yetersiz kalır. Aftlar 4 ila 7 gün içerisinde kendiliğinden yok olur. Fakat bu süre içerisinde kişiye çok acı verir. Dudak veya damakta çıkan aftlar konuşmayı bile güçleştirir.
            Afta çare bulunmamakla birlikte acısına bitkisel bir çözüm buldum. Bu kullanacağımız bitki aftın iyileşme sürecini etkilemeyecek, fakat acısını tamamen geçirecektir. İşte reçete:
            Kişniş tohumu (aktarlarda bulabilirsiniz)
            Kişniş tohumu bir havanda dövülerek ufalanır. 1 tatlı kaşığı kişniş, yarım çay bardağı sıcak suyla karıştırılarak içilir. (su kaynak olmayacak)
İşte mucize ilaç.
Kişniş, Koriander, Coriandrum sativum… Maydanozgillerden, Doldengeweaechse, Apiaceae

Huzur verici şeyler

Filed Under (Hayatın İçinden) by admin on 23-10-2008

Tagged Under : , , , , , , , , , ,

Bu huzurla ne alıp veremediğim var bilmiyorum. Ama kelime anlamı ve bana yaşattığı duygular nedeniyle seviyorum bu kelimeyi
Bu duyguyu yaşamak ne yazık ki herkese nasip olmuyor. Yaşasak da çok kalıcı olmuyor. Adeta bir zaman sınırı koyarak geliyor bize huzur.
 
 
 
Benim hayatta huzur bulduğum anlar çok özeldir. Yıllar önce yine böyle bir huzur anı, o zamanki kız arkadaşım sayesinde olmuştu. Ve o anda bunu notaya döküp doğaçlama bir enstrümantal beste çıkıverdi. Youtube kapalı olduğundan dinleyemiyoruz şimdilik…
Hastalık da bazen huzur veriyor insana. Aslında hayatta hiçbir şeye üzülmememiz gerektiğiniz anladığımızdan mı, yoksa sağlığın değerini az da olsa anladığımızdan mı bilmem ama hasta oldum diye üzülmeyin.
Enstrüman çalmak da insana huzur veriyor. Cansız, öyle bir köşede duran bir nesneye,  adeta bir tanrı gibi can vermek, onu konuşturmak, ona tercüman olmak insanı yüceltiyor adeta. İlginçtir ama enstrüman çalmayı bu sebepten dolayı the sims oynamaya benzetiyorum. Orada da bir tanrı sanıyorsunuz kendinizi, insan yaratıp onun hayatını, kaderini belirliyorsunuz. Eğer bu oyunu oynamadı iseniz mutlaka oynayın.
Enstrüman çalmak kadar müzik dinlemek de huzur vericidir. Hatta Osmanlı Döneminde, bazı makamlardaki müziklerle, bazı hastalıkların tedavi edildiğini biliyoruz. Doğal sesler, örneğin su sesi, doğa sesi, orman veya okyanus sesleri de terapi amaçlı, rahatlama amaçlı kullanılmaktadır.
Aşk… Bu maddeyi yazarken kendi içimde çeliştiğimi itiraf etmeliyim. Huzur veriyor dersek, acı çeken nasıl huzurlu olur deriz. Eğer acı yoksa o zaten aşk olmaz. O nedenle bu maddeyi hiç olmamış kabul edin…
İyilik yapmak… Siz yolda yürüyen masum bir çocuğa şeker vermenin huzurunu tattınız mı? Ya da çok acıkmış birine yemek yedirmek. En basiti, örneğin tatlı sözlere veya güler yüzlere hasret kalmış bir dostunuza birkaç güzel söz söylemenin keyfini bilir misiniz? Bazen hiç tanımadığınız birisinin günaydın değip gülümsemesi, o gününüzün şahane geçmesini sağlamadı mı? Eğer bunları yaşamadıysanız en kısa zamanda deneyin.
Çok sıkıştınız, acil tuvalete ihtiyacınız var. Tuvalet bulduğunuz andaki mutluluğu pek bir şeye değişeceğimizi sanmıyorum.
Şaka bir yana, aklıma gelen, ve bana huzur veren birkaç şeyi yazdım. Huzur veren şeyler bunlarla sınırlı değil elbet. Huzuru saklanmış yerlerden bulabilmek ümidiyle…

Evlilik (Can Yücel)

Filed Under (Hayatın İçinden) by admin on 16-10-2008

Tagged Under : , , , , , , , , ,

Sitemde kendime ait olmayan ender yazılardan biri… Can Yücel, evlilik kavramını öyle kısa ve öz özetlemiş ki bu yazıyı paylaşmadan duramadım.
Seninle yaşlanmak istiyorum. Seneler geçsin, sen beni bil, ben seni bileyım istiyorum. Benim olduğu kadar dostlarının, dostlarının olduğu kadar benim ol istiyorum. Nice sıkıntı ve zorluk yaşayıp anlatalım
Yaşayalım kı, öğrenelim hayatı ve destek çıkmayı. Birbirimizin omuzlarında ağlamalıyız. Sen çok dertlenip, içip, arkadaşlarınla eve gelmelisin. Paylaşmalı ve beraber sıkılmalıyız. Öyle ki, yalnız sıkılmak sıkmalı bizi.
Yaşayalım ki, paramız olunca sevinelim. Güzel günlerimizi, evimizde, bır şişe şarap ve pijamalarımızla kutlamalıyız. Ya da bazen dostlarla ucuz biralar içerek… Böylece yaşamalıyız işte.
Sonra çocuğumuz olmalı, düşünsene, senin ve benim olan bir canlı. Geceleri ağladıkça sırayla susturmalıyız. Sen arada mızıkçılık yapmalısın. Ve ben söylenerek sıranı almalıyım. Yorgun olduğum için yemek yapmamalıyım, söylenerek yumurta kırmalısın. Hava soğukken birbirimize sıkıca sarılıp yatmalıyız.
Zaman su gibi akıp giderken, herşey yaşanmış bir hayatımız olmalı. Herşeye rağmen hiç bıkmamalıyız birbirimizden. Mutlu da olsa, kötü de olsa, yaşadığımız günler bizim günlerimiz olmalı. Saçlara düşünce aklar ya da gidince aklar, çocukları güvence altına alıp gitmeli bu şehırden.
Kavgasız, her sabah gürültüyle uyanılmayan, sessiz bir yere gitmeliyiz. Geceleri balkonda denizi seyredip, sandalyelerimizde sallanmalıyız. Eve gelip, benden kahve istemelisin. Çocuklar gelmeli zıyaretimize, geçmışteki hareketli günlerimizi anımsamalıyız…
Öyle sevmelisin ki beni, bu yazdıklarım korkutmamalı seni. Tebessümler açtırmalı yüzünde. Bir gün bu hayatı bırakıp giderken, sadece mutluluk olmalı yüzümüzde, birbirimizi sevmenin gururu olmalı “her şeyde”.

Eskişehir

Filed Under (Hayatın İçinden) by admin on 12-10-2008

Tagged Under : , , , , , , , , , ,

Eskişehir’de yaşamak, okumak bir ayrıcalıktır.
Genelde insanlar kendi şehrini överken bu klasik sözü kullanırlar. Ben de kullandım. Ve şimdi de bu sözü kullanmama neden olan birkaç maddeyi sizlerle paylaşmak istedim.
Her mevsim ayrı yakışır şehrime. Yazın sıcaktan bunalsak da, otobüslerde terlesek hatta baygınlık geçirsek de, (artık tramvaylar klimalı) yazın çok güzel olur. Hele Sultandere veya Ihlamurkent gibi, merkeze göre yüksek yerlerde oturuyorsanız, balkonda akşam sefası pek güzel olur. Sonbaharda ise, puslu güneş ayrı bir hava katar. (önceki yazımda sonbaharla ilgili daha geniş bir yorum bulacaksınız) yağmur, karadenizdeki gibi yağmasa da yolları ıslatır. Kış geldi mi az da olsa kömür kokusu burnunuza gelir. Ben şikayetçi değilim aslında. Kış kokusudur kömür kokusu. Çok kar yağmaz belki ama ayazı eksik olmaz Eskişehir’in. Beyaz belki her şehre yakışır ama buraya daha çok yakışır. İlkbahar ise ayrı bir heyecandır. Eğer ilkbaharı görebilirsek onun hakkında, o mevsimde, daha güzel yazılar yazmak istiyorum.
Mevsimlerimizi böyle özetledik.
Asıl bahsetmek istediğim; merakla ve özlemle beklediğim konserlerim. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrasının düzenlediği Klasik Müzik konserleri…
Her Cuma ve cumartesi günü Eskişehirlilere harika anlar yaşattılar. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’e ne kadar teşekkür etsek azdır bu konuda. Tabi değerli hocamız Ender Sakpınar ve değerli orkestra üyelerine de teşekkür ediyoruz.
Sayın Büyükerşen, katılımın yüksek tutulmasını bence üç ana unsurla başardı. Bunlardan biri konser salonu… Opera’ya tramvayla gelmek çok kolay. İkincisi, bilet fiyatları… Öğrenci 50 kuruş, Tam 1 ytl olunca bazen salonda yer bulmak zor oluyor. Sonuncusu ise, mükemmel kadro ve mükemmel konuk sanatçılar. Alexander Markov’dan tutun da Fazıl Say’a kadar, Ercan Irmak’a kadar pek çok konuk ağırlandı Operada.
Özledik konserleri. Ve artık başlamasını dört gözle bekliyoruz. O inanılmaz atmosferinde, muhteşem ahenkle çıkan notaların biran önce kulaklarımızdan beynimize kazınmasını istiyoruz.
Burada çok uzun bahsedemedim. Ayrıntılı bilgi ve fotoğraflar için http://senfoni.eskisehir.bel.tr/ adresini ziyaret edin.
Bir de Eskişehir Sporumuz var ki, uzun bir bekleyişten sonra, kendisine yakışanı yaptı ve Süper Lige çıkmayı başardı. Bu Anadolu efsanesini küçük arkadaşlarım bilmez ama araştırırsanız, eski zamanlarda 4 büyüklere zor anlar yaşattığını ve hiç de küçümsenmeyen bir takım olduğunu göreceksiniz.
Süper Lige çıkması önce şehrimize sonra da tüm Eskişehirlilere hayırlı olsun. Sonsuz başarı dileklerimle…
İşte bu ve buraya yazamadığın sayısız nedenden dolayı Eskişehir’de yaşamak ve okumak bir ayrıcalıktır. Kıymetini bilelim.

Aşk ve Normal yaşam

Filed Under (Hayatın İçinden) by admin on 12-10-2008

AŞIK OLUNCA
· Hayat ne güzelmiş .
· Şu küçük dağlar var ya, ben yarattım.
· Yemek yemesem de sevgimle yaşarım.
· “Aşk” kutsal bir kelimedir.
· Sevdiğim için ölürüm.
· Hayatta sevdiğimden önemli hiçbir şey yok.
· (aynaya bakarak) Ben ne kadar güzelim/yakışıklıyım
· Bu rüya hiç bitmesin
· Bulutların üstünde miyim?
· Tüm insanlar… Ne kadar da iyiler
NORMAL YAŞAMDA
· Hayat hep monoton
· Ben işe yaramaz bir insanım
· Acıktım, yemeğim nerede?
· Aşk çok saçma bir şey
· Ailem her şeyden önce gelir
· Önce okulum/işim
· Kahretsin, yine sivilceler…
· Bu kabus bitsin artık
· Yerin dibinde miyim?
· Hiç iyi insan kalmadı memlekette

Hayattan memnun olmak

Filed Under (Hayatın İçinden) by admin on 12-10-2008

Geçen günlerde düşündüm de; hayatta şükretmek için o kadar çok sebep var ki…
Ama şu bir gerçek ki, bu şükür sebepleri sayısı kadar, isyan sebepleri de bulunabilir. Şükür ettiğimizde pozitif duygularla dolduğumuzdan, hayatımız da olumlu yönde ivme kazanıyor. Kendimizden, işimizden, eşimizden, belki de okulumuzdan memnuniyet sebebidir şükür.
Tahmin ettiğiniz gibi, hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli isyan eden kişinin eline mutsuzluktan başka bir şey geçmeyecektir.
Geçtiğimiz haftalarda, kendisinden ve hayatından memnun olmayan biriyle sohbet imkanım oldu. Sohbet sırasında, “hayatında değer verdiğin hiç kimse yok mu, ve şükür diyebileceğin bir şey bile mi yok” dedim. Cevap bir hayli ürkütücüydü. Kafasını olumsuz bir şekilde salladı. Ve yok dedi. Çok üzüldüm aslında. Şükür sebebi bulunmamasına değil, şükür edebileceği şeyleri göremediğine…
Eğer hayatta gerçekten hiçbir şeyiniz yoksa, ve hayatın size çok acımasız davrandığını düşünüyorsanız, kendinize bir bakın aynada. En azından sağlığınız var. En azından şu yazıyı okuyabiliyorsunuz. Aynada kendinize bakabiliyorsunuz, yürüyebiliyorsunuz, tuvalet ihtiyacınızı karşılayabiliyorsunuz. Bir de bu ihtiyacınızı karşılayamadığınızı düşünün. Onca meyve sebze ve güzel yemekleri ağız tadıyla yiyemediğinizi düşünün. Veya yediğinizi, ama çıkartmak için başkalarına muhtaç olduğunuzu düşünün.
Çok klasiktir. Çok duymuşsunuzdur. Çünkü ben çok duydum şu sözü… Ayakkabım yok diye ağlıyordum… Ta ki ayaksız birini görene kadar.
Hayatımızda hedeflerimiz olmalı, amaçlarımız olmalı. Eğer ot gibi yaşıyorsanız, hayatınız tekdüze ve anlamsızsa, en azından sağlıklı yaşamayı kendinize hedef seçmelisiniz. Hiçbir şey yapamıyorsanız birilerine iyilik yapmayı, ya da en kötüsü, kötülük yapmamayı kendinize hedef ve amaç olarak seçmelisiniz.
İnsanlar gözlerini ne kadar yükseğe dikerse, aşağıdakini görmekte o kadar zorlanır. Hatta kendi bulunduğu konumu da göremez.
Bazı insanlar ev hayali kurarken bazıları gecekonduda, çatısı akan evlerde yaşamakta. Kimileri gökdelenler dikerken, gecekondu bile bulamayan kimsesizler yok mu?
İnsanoğlu doyumsuzdur. Bir türlü doymak bilmez. Bu nedenle arz sınırlı, talep sınırsızdır. Bir şeyler istemek zorundayız belki, ama neyi ne kadar isteyeceğimize kendi irademizle karar veriyoruz.
Sonuç olarak, kişi elindekiyle yetinmesini, mutlu olmasını bilmeli. İsyanların çaresiz olduğunu, mutlu olmak için şükür etmesini öğrenmeli ve buna göre yaşamalı

Aşkı Anlamak

Filed Under (Hayatın İçinden) by admin on 12-10-2008

Zor gelir bazen yaşamak, bir sevgiyi kaldırmak.
Hele çok seviyorsan sevdiğini, bazen istemeden kırar, istemeden kırılırsın.
Sevgilinin yaptığı en ufak şeyden mutlu oluyorsan, en küçük şeylerden bile kırılmak doğal gibi gelse de, hem kendini, hem sevdiğini üzmekten başka bir işe yaramaz.
Sana haber vermeden dışarı çıkması onun açısından çok doğal bir davranış olabilir. Ama karşı taraf için başlıca bir kıskançlık sebebidir. Ve sürekli göğsünde bir rahatsızlıkla dolaşma sebebidir. Huzursuzdur. Çünkü sevgilisinin nerede ve ne yaptığını bilmez. Çünkü o haber vermeden çıkmaz dışarı…. İşte erkekler böyle düşünür. Gelelim kadınlara..
Onların özgürlükleri asla kısıtlanamaz. Buna izin vermezler. Bunun ihtimali bile onlara korkunç gelir. Erkeğin sevip, sevdiğini sahiplenme olgusunu pek anlayamazlar. Anlasalar da hak veremezler.
Kimilerinin aklına bu güvensizlik mi acaba diye sorular gelebilir. Ama kıskançlığın güvensizlikle bir alakası yoktur. Şayet sevenler birbirini kıskanmıyorsa ya sevgi nedir bilmiyorlardır. Ya da hiç aşık olmamışlardır. Aşkın doğasında vardır kıskanmak. Kabul, erkeklerde çok daha fazladır. Ama kadınlarda da yok değildir.
Bir erkek elinden gelse sevgilisini kafese koyar da rahat eder. Ve pek çok erkek, sevgilisinin öyle mutlu olacağını bilse, hemen kafes almaya gider. Sevgilim gözümün önünde olsun der. Haklıdır kendince. Canı kadar değer verdiği bir insanı yanından ayırmak istemez
Haksızdır aslında. Karşı tarafın da bir insan olduğunu unutur. Sevdiğinin de bir dünyası olduğunu unutuverir.
Aşkı kim anlamış ki bu devirde ben anlatacağım.
Gördüğünüz üzere iki görüş de mantıklı, iki görüş de haklı. Zaten aşk karşıtlıklarla dolu değil mi. Belki de karşıt görüşlü iki insanın aşkı bu nedenle bu kadar güzel olabiliyor.